Kalp ile bir kadeh şarap arasındaki aşk
Şubat, soğuk olabilen ama asla kayıtsız olmayan bir aydır. Batı kültüründe ayın ortası, âşıkların ve kartlara, mesajlara yazılmış sessiz vaatlerin koruyucusu Aziz Valentin ile anılır. Bizde ise aşkın bir başka boyutu daha vardır – kadehe doldurulan ve hayatın şerefine kaldırılan boyut. Aziz Trifun; şarabı, bağı ve sabrı kutlar, gerçek şeylerin güneş, toprak ve iyi niyetle yavaş yavaş yetiştirildiğini hatırlatır. Bu günde Sırbistan’ın dört bir yanındaki bağcılar asmaların arasına çıkar; Bukovo Manastırı’nda ise bu gelenek ruhani bir anlam da kazanır: yüzyıllardır asmaların özenle yetiştirildiği ve şarabın üretildiği manastır bağlarında Aziz Trifun onuruna bir ayin yapılır; asmaların sembolik olarak budanması ve şarapla sulanması ise bereketli ve kutsanmış bir yıl için edilen bir dua olarak kalır.
Kalp ile bir kadeh şarap arasındaki bu paralellik, iki kişilik küçük bir kaçamak için ideal bir başlangıç gibidir. Bu, gündelik hayattan kaçış değil; paylaştıklarımıza ve hafızamızda kalanlara bir dönüş olan bir hafta sonudur.
Vrnjačka Banja – Kendi Ritmi Olan Bir Aşk
Vrnjačka Banja’da zaman acele etmez, yürüyüşe çıkar. Eski villaların yanından geçerken, sohbetlerin daha alçak sesle yapıldığı parklarda ve en azından düşüncelerde vaat kilitlerinin bırakıldığı köprülerde sizi koluna takar. Burası, iki kişilik bir hafta sonunun “acele yok” anlamına geldiği bir yerdir. Sabah, normalden uzun süren bir kahvaltıyla başlar; sakin bir yürüyüşle devam eder ve gün ile akşam arasındaki sınırı silen termal sularda sona erer.
Vrnjačka Banja’nın atmosferi konuşmaya davet eder – planlar, takvimler ve sorumluluklar hakkında değil; anılar, küçük ayrıntılar ve hayaller hakkında. Park manzaralı bir restoranda akşam yemeği, bir kadeh şarap ya da ev yapımı rakija ve her şeyin yerli yerinde olduğu hissi. Sanki biri fısıldar: “İşte huzur böyle bir şey.” Aşkın doğal ritmini yeniden bulmasını isteyen çiftler için ideal.
Divčibare’de aşk, montuyla gelir; yanaklar kızarmıştır ve nefes havada görünür. Bu dağ gösteriş sunmaz, samimiyet sunar. Karın altından hışırdayan ormanlar, yürüyüşe çağıran patikalar ve başka yerde zor bulunan bir sessizlik. Burada iki kişilik bir hafta sonu, dağın yavaşça uyandığı bir sabahı pencere kenarında birlikte karşılamak ve saatlerle değil adımlarla ölçülen bir gün demektir.
En canlı yer her zaman kayak pistinin çevresidir – kayak yapmasanız bile. Çocuklar büyük şambrellerle kayarken, sıcak şarap yetişkinlerin içini ısıtır.
Divčibare, yakınlığın küçük şeylerde kurulduğuna inananlar için mükemmeldir: birlikte kahve yapmakta, hedefsiz yürüyüşlerde, soğuk bir günün ardından sıcak bir odaya dönmekte. Akşamlar çaya, bir kitaba ya da sadece sohbete ayrılır – fark edilmeden başlayan ve bir gülümsemeyle biten sohbete. Bu dağ, aşkın her zaman gürültülü olmak zorunda olmadığını hatırlatır; bazen sadece var olması yeterlidir.
Divčibare – Yakınlaştıran Bir Kış
Subotica – Gündeliğin Kuzeyinde
Subotica, yaşlı bir beyefendinin görgüsüne ve bir bohemin ruhuna sahip bir şehirdir. Art Nouveau binaları, geniş caddeleri ve kuzey esintisi, iki kişilik bir hafta sonuna kentsel bir dokunuş katar. Şehir merkezinde yapılan bir yürüyüş, küçük bir zaman yolculuğu gibidir – her cephe kendi hikâyesini anlatır, her teras biraz daha oturmak için davet eder.
Palić’in yakınlığı bu hafta sonuna ayrı bir çekicilik katar: göl, gezinti yolu ve eve yalnızca birkaç saat uzaklıkta olmanıza rağmen uzaklarda olma hissi. Subotica; kültürü, mimariyi ve iyi bir şarap eşliğinde sakin akşam yemeklerini seven çiftler için idealdir. Şehir tempo dayatmaz, size uyum sağlar. Burada aşk büyük jestlerle değil, özenle kutlanır – masanın üzerinden atılan bir bakışla, paylaşılan bir kahkahayla ve doğru yeri seçmiş olmanın hissiyle.
Şubat belki en az güne sahip aydır, ama onları özel kılmayı bilir. İster bir kaplıca, ister bir dağ ya da bir şehir seçin; Sırbistan’da iki kişilik bir hafta sonu, aşkı bize yakın bir şekilde kutlama fırsatıdır – sıcaklık, doğa, sohbet ve elbette iyi bir kadeh şarap eşliğinde.
*Translation powered by AI